“Bugün haklı olarak hep birlikte hayat pahalılığından şikayet ediyoruz. Şayet vatan toprakları, güzünü istiklalimize dikmiş sırtlanların, akbabaların, yılanların istilasına uğramış olsaydı bugün hayat pahalılığını değil, kaybettiğimiz özgürlüğümüzün, yitirdiğimiz sevdiklerimizin, yıkılan evlerimizin, kararan geleceğimizin acılarını konuşuyor olacaktık”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Milletimiz bize ülkeyi yönetme sorumluluğunu tatlı su demokratlığı yapmamız için vermedi. Bu vazifeyi bize ülkeyi ve milleti gerektiğinde en sert fırtınalardan sağ salim çıkartmamız için tevdi etti. Bugün haklı olarak hep birlikte hayat pahalılığından şikayet ediyoruz. Şayet vatan toprakları, güzünü istiklalimize dikmiş sırtlanların, akbabaların, yılanların istilasına uğramış olsaydı bugün hayat pahalılığını değil, kaybettiğimiz özgürlüğümüzün, yitirdiğimiz sevdiklerimizin, yıkılan evlerimizin, kararan geleceğimizin acılarını konuşuyor olacaktık” dedi.


Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yap-işlet-devlet modelinden ekonomik gelişmelere kadar önemli konularda açıklamalarda bulunarak, yeni KDV indirimlerini açıkladı. Yapımı tamamlanan 1915 Çanakkale Köprüsü ile ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açılışını büyük bir heyecanla, tarifsiz bir mutlulukla yaptığımız 1915 Çanakkale Köprüsü hem tarihi misyonu hem fiziki özellikleri ile çok deni manalara sahip bir eserdir. Her şeyden önce bu köprü tam 140 yıl önce benzer bir projeyi düşünen, hazırlığını yaptıran ama ülkenin o dönemdeki şartları sebebiyle bunu hayata geçiremeyen ecdada bir armağandır. Köprü, 107 yıl önce Çanakkale’de imanıyla, yüreğiyle, canıyla, dişi-tırnağıyla yürüttüğü bir savaş sonunda büyük bir zafer kazanan tüm kahramanlarımıza şükran, minnet, teşekkür ifadesidir. Bu köprü, cumhuriyetimizin bir asra yaklaşan muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma mücadelesinin günümüz teknolojisi ile tecessüm etmiş halidir” diye konuştu.


Bu projenin Türkiye’ye kazandırılması için pek çok engeli aşmak zorunda kaldıklarını belirten Erdoğan, “Hatırlarsanız Boğaz’a yapılan ilk köprüyü inşa ederken birileri bu köprünün İstanbul’a yapılmış en büyük kötülük olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiş, projeyi sabote etmek için her yolu denemişlerdi. Buna rağmen artık adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan bu eser tamamlanıp hizmete açılmıştı. İkinci köprü yapılırken bu defa aynı hezeyanlar rahmetli Özal üzerinden sergilenmişti. Fatih Sultan Mehmed Köprüsü de bu utanç verici tartışmaların eşliğinde bitirilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde Marmaray projesine başladığımızda aynı zehirli oklar bu defa bize yöneldi. Uzun bir mücadelenin ardından bu eseri de tamamlayıp hizmete sunduk. Mahkeme mahkeme dolaşarak 4 yıl bizi geciktirdiler, sonunda tamamladık. Şimdi rahatlıkla Marmaray’dan Asya’dan Avrupa’ya geçiyorlar. ‘5’li çete’ diyorlar ya, ‘5’li çete’yi koy bir kenara, burada aynı siyasi görüşü paylaştıkları arkadaşlarımız Avrasya Tüneli’ni yapanların içindeydi. Boğaz’ın üçüncü gerdanlığı Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün inşası boyunca kampanyalar yürüttüler, gösteriler yaptılar, dün gibi gözlerimin önünde. Boğaz’dan gelip güçleri yetse inanın her türlü ihaneti yapabilirlerdi. Bir mahkeme kararını yanlış anlayarak ‘üçüncü köprü artık iki beton kuleden ibaret’ manşeti atanların sefilliklerini unutmadık. Aynı güruh Çanakkale’deki köprü için de demediğini bırakmadı. Bizim bu tür hezeyanlara cevabımız her zamanki gibi gündemimizdeki projeyi tamamlayarak milletimizin hizmetine sunmak olmuştur” şeklinde konuştu.

“Bu eserin ihtişamını insanların kafasında soru işaretleri ile gölgelemek isteyenler harekete geçti”

126 general ve amiral atamaları 'Resmi'leşti 126 general ve amiral atamaları 'Resmi'leşti


1915 Çanakkale Köprüsü’nün bir diğer özelliğinin kamu-özel işbirliği modeli ve yap-işlet-devret yöntemiyle Türkiye’ye kazandırılan son büyük şaheser olduğunu kaydeden Erdoğan, “Bay Kemal yap-işlet-devret ne demektir bilmez, anlamaz. Bu öyle her yiğidin karı değil. Bunun için bu alanda mürekkep yalamak lazım. Yıllardır birileri bu model üzerinden bizi yerden yere vuruyor. İGA’yı yaptık, onunla ilgili de konuştular. Dünyadaki ilk üç havalimanından bir tanesi İstanbul Havalimanı. Nitekim Çanakkale’deki bu eserin ihtişamını insanların kafasında soru işaretleri ile gölgelemek isteyenler harekete geçti. İstanbul Havalimanı’nda aynı şekilde dünyada büyük sesler getirdi. Şimdi yüklenici firmalar, işletmeci firmalar buraya ilave bazı proje tadilatı ile güzellikler yapacaklar. ‘Geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz’ çarpıtması yaptılar. En somut örneği olan bu bühtanları biz kale almıyoruz. Bir kulağımızdan girip öbüründen çıkıyor. Bu yalanlar sebebiyle tereddüde düşen vatandaşlarımız varsa onlar için kısaca yap-işlet-devret projelerinin ne anlama geldiğini hatırlatmak isterim. Kamu-özel ortaklığı projeleri dünyada yaygın olarak kullanılan bir alt yapı modelidir. Dünyada sadece 2021 yılında bu model ile 35,6 milyar dolarlık yatırım yapılmıştır. Türkiye bu modeli en verimli şekilde kullanan Avrupa’da 3., dünyada 13. ülke durumundadır. Almanya yeni otoyol projelerinin önemli bir kısmını bu modelle hayata geçirme kararı aldı. Amerika bir süre önce açıkladığı 1,5 trilyon dolarlık alt yapı projesinin önemli bir bölümünü bu modelle hayata geçirecek. Ülkemiz geçtiğimiz 20 yılda ulaştırma ve haberleşme alanında bu modelle 37,5 milyar dolarlık yatırıma kavuşmuştur. Bay Kemal, bak bunları milli bütçeden yapmadık, kendileri tedarikçi, aynı zamanda yatırımı yaptılar ve belli bir süre bunu işletiyorlar. Yapılan analizler 2024 yılında kamu özel ortaklığı projelerinin hazineye olan yükünü neredeyse sıfırlanacağını, bir sonraki yıldan itibaren katlanarak artan bir gelir kaynağı haline dönüşeceğini gösteriyor. Bu hesap sadece garanti rakamlarıyla ilgili, yatırımın devreye girdiği andan itibaren devletin vergi, zaman, akaryakıt, bu noktada akaryakıt tasarrufu ekonomik canlılığın getirdiği kazançlar başta olmak üzere elde ettiği gelirle kamunun kar hanesine yazılmaya başlanmaktadır. Kamu özel işbirliği modeli ile 2003-2021 yılları arasında hayata geçirilen yatırımların ülkemizin milli gelirine 395 milyar dolar, üretime 838 milyar dolar, istihdama bir milyon kişi katkısı zaten olmuştur. Bu katkı her geçen yıl artarak sürecek, işletme sürelerinin sonunda da yapılan eserler devlete geçecektir. Daha yeni bugün Adil Bey Antalya ile ilgili tahsilatı yaptınız mı? 2 milyar 138 milyon dolar, Antalya Havalimanı ile ilgili süreyi uzatma ihalesi yapıldı, onun ilk taksiti 2 milyar 138 milyon dolar olarak hesaba girdi. İş bilenin kılıç kuşananın. Bu modelle ülkemize kazandırılan büyük projelerin işletme süresindeki bakım, onarım, geliştirme maliyetlerinin yatırım bedelleri ile mukayese edebilecek seviyelere çıkabildiği de dikkate alınmalıdır. Neresinden bakarsanız bakın ülkemiz için karlı, kazançlı, hayırlı, verimli bir yatırım modelini Türkiye’de etkin bir şekilde uygulamış olmaktan memnunuz” ifadelerini kullandı.


“Geçmediğimiz köprünün, faydalanmadığımız hizmetin bedelini ödüyoruz” eleştirilerine cevap veren Erdoğan, şöyle konuştu:


“Kamu eliyle ülkemizin her ilinde, ilçesinde, köyünde, her karış toprağında yol, köprü, hastane, okul, baraj, sulama tesisi, kamu hizmet binası yatırımı yapılmaktadır. Her yatırım onu bir fiil kullananlar yanında ülkenin ve milletin ortak malıdır. Üstelik doğrudan bütçeden yapılan yatırımlarda işin bedeli peşin ödenmekte, hizmet ise proje tamamlandıktan sonra peyderpey alınmaya başlanmakta. Buralarda verilen hizmetlerin tamamı ücretsiz olduğu için kamuya doğrudan maddi geri dönüş yoktur. Kamu özel birliğinde ise proje faaliyete geçene kadar garanti dahil kamudan herhangi bir kaynak tahsisi söz konusu değildir. Proje hizmete girdikten sonra da sadece garanti miktarı ile gerçekleşme arasındaki farkın ödemesi yapılmaktadır. İnşa edilen eser randımanlı şekilde çalışmaya başladığında ödeme yapılması bir yana üste gelir sağlanmakta, işletme süresinde bitiminde yatırım tamamen devlete geçmektedir. Mesela Avrasya Tüneli’nin işletme süresi bittiğinde devlet vergi ve diğer kazançlar hariç üste en az 140 milyon dolar para almış olacaktır. İstanbul-İzmir Otoyolu ve onun bir parçası Osmangazi Köprüsü’nün işletme süresinde devlete sağlayacağı sadece KDV geliri toplam 1,3 milyar eurodur. 1915 Çanakkale Köprüsü’nün ülkemize kazancının sadece vakit, akaryakıt ve karbon salınımındaki azalım getirisinin yıllık 415 milyon euro olacağı hesaplanmaktadır. Şimdi sizlere kamu özel ortaklığı projesi olan Antalya Havalimanı’nın kapasite artırımı ve işletme ihalesiyle ilgili son gelişmenin müjdesini az önce ifade ettim, vermiş oluyorum. Bilindiği üzere Antalya Havalimanı’nın Aralık ayında yapılan inşa ve işletme ihalesinin toplam bedeli 8 milyar 555 milyon euro, işletme ve 765 milyon euro yatırım bedeli ile TAV-Fraport iş ortaklığı kazanmıştı. İhaleyi kazanan firmalar işte bugün az önce ifade ettiğim rakamı ödediler. Görüldüğü gibi kamu özel işbirliği projeleri bu ülkenin hiçbir vatandaşının cebinden haksız ve adaletsizce tek kuruş götürmediği gibi tam tersine hem yatırım modeli hem dolaylı ve doğrudan etkileri hem sonunda kamuya kalacak olması sebebiyle sayısız kazanç sağlayan eserlerdir. Esasen kamu özel yatırımlarının önemli bir kısmında vatandaşlarımızın hizmetten faydalanmasını kolaylaştırmak için projede öngörülen tarifelerin çok altında bedel uygulanmaktadır. Garanti ödemelerinin önemli bir kısmı da bu yüzden ortaya çıkmaktadır. Bir başka ifade ile devletin imkanlarını milletin hizmetine veriyoruz. Amerika’nın, Avrupa’nın, Asya’nın gelişmişliğini artırmak için kullandığı bir yatırım modelini Türkiye’de işlemez hal getirmeye çalışanların derdi kesinlikle milletin kesesi değildir. Bunlara verilen misyon, mesnetsiz tartışmalarla ülkemizi yönetim sisteminden ekonomik işleyişe kadar her alanda eskiye döndürerek tökezletmek, yere sermektir. Varsın birileri dışarıda hazırlanıp ellerine tutuşturulan bu raporları kendi model teklifleri diye okutmaya çalışsın, varsın birileri kendilerini yalanla, iftira ile avutsun, varsın birileri içinde ülkenin ve milletin olmadığı sinsi hesaplarla siyasetçilik oynasın, varsın birileri kendi hırslarının, karanlık ajandalarının peşinde koşsun. Biz ülkemize ve milletimize aşığız, eser kazandırmaya, hizmet getirmeye, 2023 hedeflerimizle, 2053 vizyonumuzla büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ve ihya etmeyi sürdüreceğiz.”


Eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, spordan sosyal desteklere kadar her alanda insanların refah düzeyini cumhuriyet tarihinin en üst seviyesine çıkarttıklarının altını çizen Erdoğan, “Bu hizmetleri getirirken karşılaştığımız engelleri milletimizin gönlünden kopup gelen ‘Allah razı olsun’ sözünden aldığımız güç ve motivasyonla aşarak bugünlere geldik. Sadece yatırım yapmakla kalmadık, siyasi, diplomatik, askeri, dış ticaret etki alanımızı ülkemizin kalkınma hedeflerini destekleyecek şekilde güçlendirdik, tahkim ettik. Yürütülen beşinci kol faaliyetlerine rağmen Türkiye’yi bölgesinin lideri, dünyanın sözü dinlenen ülkeleri grubuna çıkarttık. Bunun için diyoruz ki, günlük sıkıntılarımızı konuşurken, dertlenirken, Türkiye’nin mevcut kazanımlarını hangi badirelerden geçerek elde ettiğini hatırımızdan çıkartmamalıyız. Ülkemizin vakti ve enerjisi yıllarca vesayet güçleri üzerinden milli irade hiçe sayılarak, demokrasi kağıt üzerinde bırakılarak, siyasetin altı boşaltılarak heba edilmiştir” açıklamasında bulundu.

“Sıkıntılarımız geçici, kazanımlarımız bakidir. Umudumuz canlı, geleceğimiz aydınlıktır”
Türkiye’ye diz çöktüremeyenlerin son olarak ekonomiyi hedef aldığını söyleyen Erdoğan, “En çarpıcı örneğini 2018 Ağustos’ta yaşadığımız ekonomik tuzakları da ülkemizin potansiyelini daha verimli şekilde harekete geçirerek, daha çok çalışarak, üreterek aşmanın mücadelesini yürüttük. Biz bu mücadelenin içindeyken dünya korona virüs salgını krizinin pençesine döştü. Sağlık tehdidi olarak başlayan salgın krizi giderek üretim, lojistik, tedarik, istihdam, finans, güvenlik alanlarına yayılan bir küresel depreme dönüştü. Bu süreç maruz kaldığımız ahlaksız, haksız, adaletsiz kuşatmaya rağmen ülkemizin aslında ne derece güçlü bir hizmet alt yapısına, üretim imkanına, yönetim kapasitesine sahip olduğunu dost düşman herkese göstermiştir. Bizim bu dönemde önceliğimiz insanımızın işini, aşını, ekmeğini garanti altına alacak bir ekonomik işleyişi kesintisiz sürdürmek olmuştur. Hatta bununla kalmayıp ekonomi programımızı klasik kur-faiz-enflasyon sarkacından çıkartarak ülkemizi yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yoluyla daha çok büyütecek yaklaşımı hayata geçirdik. Tıpkı vesayetle, darbelerle, terörle mücadele gibi elbette bu tarihi değişimin de bir bedeli oldu. Bu bedeli şimdi ödeyip ayağımıza gelen fırsatı değerlendiremezsek ülkemizin önümüzdeki çeyrek asrı, yarım asrı bir kısır döngüye mahkum kalacaktı. Milletimiz bize ülkeyi yönetme sorumluluğunu tatlı su demokratlığı yapmamız için vermedi. Bu vazifeyi bize ülkeyi ve milleti gerektiğinde en sert fırtınalardan sağ salim çıkartmamız için tevdi etti. Irak’ta son 20 yılda yaşanan büyük yıkımları hatırlayın, Suriye’de hepimizin gözleri önünde yaşanan ve 11 yılını geride bırakan büyük trajediyi hatırlayın. Bir dönem bölgesinin en parlak yıldızı olan Libya’nın nasıl parçalandığına bakın. Son olarak Ukrayna’nın topraklarının adım adım nasıl elinden alındığına, sonunda nasıl topyekun işgal tehdidi ile karşı karşıya geldiğine bakın. Bu senaryoların hepsi çok daha fazlasıyla ülkemizin üzerinde de oynanmak istenmiştir. Biz milletimizle birlikte vatanımızın bütünlüğüne, insanımızın birliğine, beraberliğine, devletimizin bekasına, ülkemizin varlığına yönelik tehditleri teker teker bertaraf ettik. Bu zorlu mücadele döneminde aldığımız kararların, yaptığımız tercihlerin, sergilediğimiz dirayetli yönetimin tüm riski bize, tüm kazanımları ise ülkemize ve milletimize aittir. Eğer vesayetin ayak oyunlarıyla, Gezi hadiseleriyle, çukur eylemleriyle, 17-25 Aralık kumpasıyla, 15 Temmuz darbe girişimiyle ülkemiz aynı karanlık senaryonun güdümüne sokulabilseydi Türkiye’nin bugün ne halde olacağını hayal etmek bile istemiyorum. Bugün haklı olarak hep birlikte hayat pahalılığından şikayet ediyoruz. Şayet vatan toprakları, güzünü istiklalimize dikmiş sırtlanların, akbabaların, yılanların istilasına uğramış olsaydı bugün hayat pahalılığını değil, kaybettiğimiz özgürlüğümüzün, yitirdiğimiz sevdiklerimizin, yıkılan evlerimizin, kararan geleceğimizin acılarını konuşuyor olacaktık. Dün Suriye’de, bugün Ukrayna’da evlerini, hatta bir kısmı vatanını terk etmek zorunda kalan milyonların neler yaşadıklarını, çaresizliğe sürüklendiklerini hep beraber görüyoruz. Ukrayna’dan 200’e yakın yetimi ve öğretmenlerini birlikte ülkemize aldık. Kendilerine ülkemizde ev sahipliği yapacağız. Bunlar yetim yavrular. Kolay değil, kadınlar, evlatlarıyla beraber ellerinde valizleri oralardan çıkıp buralara kadar geliyorlar. Polonya’ya geçiyorlar, Macaristan, Romanya’ya geçiyorlar. Şunu çok açık net söylüyorum, ülkemize sağladığımız en büyük kazanım milletimize verdiğimiz en büyük hizmet Türkiye’yi böyle bir duruma düşmekten kurtarmış olmamızdır. Üstelik bununla da kalmadık, ülkemizi tüm mazlumların ve mağdurların sığınağı haline getirdik. Toplam 5 milyon. Suriye’den, Irak’tan, Afganistan’dan gelenler. Türkiye’nin birbirleri ile savan tarafların bile güvendiği, itimat ettiği, diyaloğun ve barışın teminatı saydığı bir ülke görünmesinin sebebi geride bıraktığı zorlu mücadele dönemini başarıyla geçirmiş olmasıdır. Bugün de geçtiğimiz 20 yılda ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmet alt yapısından aldığımız güçle Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokacak programı uyguluyoruz. Sıkıntılarımız geçici, kazanımlarımız bakidir. Umudumuz canlı, geleceğimiz aydınlıktır. Ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, nasıl başaracağımızı ve sonuçta ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz. Milletimizden sabırlı olmasını, bize güvenmesini istiyoruz. Ülkemiz 2023 imtihanından da başarıyla geçtiğinde her alanda dünyanın en üst ligine çıkmış güçlü, huzurlu, müreffeh bir Türkiye’nin bizi beklediğine inanıyoruz” dedi.

Erdoğan, yeni KDV indirimlerini açıkladı


Erdoğan, konuşmasının sonunda KDV ile ilgili şu müjdeleri paylaştı:


“Küresel ve bölgesel krizler karşısında ülkemizi güçlü tutmanın, hayat pahalılığı karşısında milletimizi korumanın mücadelesini verirken tüm kesimlerin işini kolaylaştıracak idari reformları da ihmal etmiyoruz. Geçtiğimiz haftalarda KDV konusunda bir sadeleştirme çalışmasını yürüttüğümüzün haberini kamuoyu ile paylaşmıştık. Hazine ve Maliye Bakanlığımız ilgili STK’lar ve sektörlerle yakın istişare içinde bu düzenlemeyi hazırlamıştır. Yürütülen çalışma aynı zamanda vatandaşlarımızı hayat pahalılığı karşısında ezdirmeme kararlılığımızın ve enflasyonla mücadele programımızın da bir parçasıdır. İlk etapta gıda ürünlerindeki KDV oranını üretim, toptan ve perakende aşamalarının tamamında yüzde 8’den yüzde bire düşürmüştük. Bu indirim 14 Şubat’tan itibaren et, süt, yumurta, yoğurt, peynir, patates, tahıl gibi pek çok üründe bilfiil uygulanmaya başlamıştı. Ardından meskenlerde ve tarımsal sulamada kullanılan elektriğin KDV’sini 1 Mart’tan itibaren yüzde 18’den yüzde 8’e indirdik. Şimdi de temel ihtiyaç maddelerinden olan deterjan, sabun, tuvalet kağıdı, peçete, bebek bezi gibi ürünlerin KDV’sini yüzde 18’den yüzde 8’e indirme kararı aldık. Yeme içme hizmetlerinin tamamında KDV oranını yüzde 8 olarak belirliyoruz. Böylece yeme içme hizmetlerinde halen birinci sınıf işletme, 3 yıldız ve üzeri otel gibi yerlerde uygulanmakta olan yüzde 18 KDV oranını yüzde 8’e indirmiş oluyoruz. Konut ve arsalardaki KDV sadeleştirmesi bir diğer çalışmamızdır. Satın alınan konut nerede olursa olsun, metrekaresine göre değişen aynı kademeli KDV uygulamasına tabi olacaktır. Yani, net alanı 150 metrekareyi aşmayan konutlarda KDV yüzde 8’dir. Bu büyüklüğü aşan konutların ilk 150 metrekaresi için yüzde 8, aşan kısmı için yüzde 18 KDV uygulanacaktır. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu kapsamındaki konutlarda ise 150 metrekareye kadar yüzde bir, aşan kısmı için ise yüzde 18 KDV tahakkuku yapılacaktır. Arsa ve arazilerin KDV oranını da yüzde 8’e indirerek inşaat sektörünün üzerindeki finansman yükünü azaltıyoruz. Bir diğer düzenleme ihracatçılarımıza yönelik, imalat aşamasında ödedikleri KDV’leri istisna kapsamına alabilen ihracatçılara bunun yerine ihracat bedelinin belli bir oranına kadar iade yapılması da bir tercih olarak sunulacaktır. Yatırım teşvik belgesi kapsamındaki işlerin KDV istisnası yöntemini değiştiriyor, turizm yatırımlarını da buna dahil ediyoruz. Yeni yöntem ile imalatçılar yatırımlarını bitirdikten sonra KDV iadesi talep etmek yerine KDV ödemeden aynı işlemleri yapabilecektir. Sağlık Bakanlığı mevzuatı kapsamındaki tıbbi cihazların KDV’sini yüzde 18’den yüzde 8’e indiriyoruz. Tarım sektöründe her türlü sertifikalı tohum, fide, fidan teslimlerinde KDV’yi yüzde bire, süt toplama tankları gibi kimi ürünlerdeki KDV’yi de yüzde 8’e indiriyoruz. Ülkemize döviz kazandırılması amacıyla yabancılara satılan konut ve işyerlerindeki istisna süresini bir yıldan 3 yıla çıkartıyoruz. Oto galericilerin araç alım satımından elde ettikleri kar ile yat, kotra, teknene ve gezinti gemilerinin satışında halen yüzde bir olan KDV oranını yüzde 18’e yükseltiyoruz. Demir çelik ürünlerinin nihai tüketiciye kadar ki satış aşamalarında KDV tevkifatı uygulaması getiriyoruz.”


Erdoğan, yüksek hızlı şarj istasyonları ile ilgili de şu bilgileri verdi:


“Yerli otomobilimiz TOGG başta olmak üzere elektrikli otomobil üretimi ve kullanımındaki gelişmeleri dikkate alarak lüksek hızlı şarj istasyonlarının yaygınlaştırılması konusunda yeni adımlar atıyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız vasıtasıyla 81 ilimizin tamamında bin 500’den fazla yüksek hızlı şarj istasyonu kurulmasına yönelik çalışmalara 300 milyon liralık bir destek sağlıyoruz. Amacımız bir yıl içinde ülkemizde yaygın bir yüksek hızlı şarj alt yapısını sağlamaktır.”