2018 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenlemenin uygulanma sürecine ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. 31 Aralık 2017 tarihinden önce inşa edilen yapıları kapsaması öngörülen düzenlemede, özellikle 2017 Kasım ile 2018 Mart ayları arasındaki uydu görüntülerine ilişkin eksiklikler nedeniyle milyonlarca vatandaşın mağduriyet yaşadığı iddia edildi. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan yeni bir kanun teklifiyle yeniden gündeme taşındı.
Yetkililer tarafından dile getirilen değerlendirmelere göre, söz konusu döneme ait uydu verilerinin eksik, güncel olmaktan uzak ya da bazı bölgelerde hiç bulunmaması ciddi hak kayıplarına yol açtı. Uydu görüntülerinin bölgesel farklılık göstermesi, kimi alanlarda geriden gelmesi ve özellikle kırsal bölgelerdeki küçük ölçekli yapıların net biçimde tespit edilememesi, yapı kayıt süreçlerinde büyük sorunlara neden oldu. Bu teknik yetersizliklerin sonucunda yaklaşık 10 milyon kişinin mağdur olduğu ileri sürülüyor.
Kırsalda “Büyükşehir Yasası” Etkisi
Mağduriyetin bir diğer boyutunu ise “Büyükşehir Yasası” kapsamında köylerin mahalle statüsüne geçirilmesi oluşturuyor. Bu düzenleme sonrasında kırsalda yaşayan vatandaşların barınma, tarım ve hayvancılık faaliyetleri için inşa ettiği birçok yapı ruhsatsız kabul edildi ve şehir merkezlerindeki yapılarla aynı mevzuata tabi tutuldu.
Oysa ilgili yasada, belediyelere iki yıl içerisinde imar planlarını yapma ya da yaptırma yükümlülüğü getirilmişti. Ancak birçok belediyenin bu yükümlülüğü yerine getirmediği belirtiliyor. İmar planlarının hazırlanmamış olması nedeniyle köylerdeki çok sayıda yapı hukuken “kaçak” statüsüne düşerken, kırsal alanlarda yapı kayıt sorunları daha da derinleşti. Böylece hem imar barışı kapsamındaki teknik sorunlar hem de planlama eksiklikleri birleşerek geniş çaplı bir mülkiyet ve barınma krizine zemin hazırladı.
Yeni Kanun Teklifi: Afet Riskine Dayalı Kayıt Sistemi
Meclise sunulan yeni kanun teklifinin temel amacı, imar barışı kapsamında kendi mülkü üzerinde yatay mimari anlayışla inşa edilmiş ve afet riski taşımayan yapıların kayıt altına alınmasını sağlamak olarak açıklandı. Teklif, özellikle deprem dayanıklılığı bulunan yapıların korunmasını hedeflerken; fay hattı üzerinde bulunan ya da doğal afetlere karşı dirençsiz olduğu bilimsel olarak tespit edilen yapıların kapsam dışında bırakılmasını öngörüyor.
Düzenlemeye göre yapıların denetimi, en az 20 yıllık mesleki deneyime sahip uzman mühendisler tarafından gerçekleştirilecek. Ayrıca zemin etüt raporlarının hazırlanması, fay hattı analizlerinin yapılması ve binaların dayanıklılığının bilimsel testlerle belirlenmesi zorunlu olacak. Ruhsatsız ilave kat bulunması durumunda ise yapının temelden itibaren detaylı teknik incelemeye tabi tutulması şartı getiriliyor.
“Milli Servetin Korunması ve Barınma Hakkı” Vurgusu
Teklif sahipleri, düzenlemenin amacını sağlam yapıların korunması, milli servetin israfının önlenmesi ve barınma hakkının güvence altına alınması olarak ifade ediyor. Ayrıca kira krizinin derinleştiği mevcut konjonktürde, fiilen kullanılan ancak hukuken geçersiz sayılan yapıların sisteme kazandırılmasının sosyal ve ekonomik açıdan zorunlu olduğu savunuluyor.
Bugün hukuken “yok hükmünde” kabul edilen birçok yapıda vatandaşların yaşamlarını sürdürdüğü, ancak bu yapılara elektrik ve su aboneliği bağlanamadığı belirtiliyor. Bu durumun hem vatandaşları zorunlu olarak kaçak kullanıma yönelttiği hem de belediyeler ile devlet hazinesinin gelir kaybına uğramasına yol açtığı ifade ediliyor. Yapıların kayıt altına alınmasıyla birlikte hem bireysel mağduriyetlerin giderilmesi hem de kamu maliyesine katkı sağlanması hedefleniyor.
“Toplumsal Bir Mesele” Çağrısı
Yapı kayıt belgesi sahiplerinin yaşadığı mülkiyet sorunlarının çözülmesi ve afetlere dayanıklı yapıların net biçimde tespit edilmesi, teklifin öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Konuya ilişkin yapılan açıklamalarda, sorunun yalnızca belirli bir kesimi değil, doğrudan doğruya tüm toplumu ilgilendirdiği vurgulandı.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, meselenin siyasi çekişmelerin ötesinde ele alınması gerektiğini belirterek, TBMM çatısı altındaki tüm siyasi partilerin ortak irade ve müşterek akılla çözüm üretmesi gerektiğini ifade etti.
İmar barışı uygulamasında yaşanan teknik, hukuki ve idari sorunların yeni düzenleme ile giderilip giderilemeyeceği ise Meclis’te yürütülecek görüşmelerin ardından netlik kazanacak.



